KURAN KISSALARININ AMAÇLARI

Kur’an-ı Kerim’de Allah (C.C)’ın bize beyan ettiği, misal olarak verdiği kıssaların gayeleri kısaca “Kur’an’ın indiriliş amaçlarını gerçekleştirmektir” şeklinde özetlenebilirse de biraz daha detaya gidilerek şu hususlar üzerinde durulabilir:

1-Hz. Muhammed (s.a.v.)in nübüvvetini ispat etmek

Bilindiği gibi ne Hz. Peygamber ne de kavmi, geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerinin durumlarını bilmiyorlardı.

“(Ey Muhammed)İşte bu,(Yusuf kıssası)sana vahyettiğimiz, (senin görüp bilmediğin) gayb haberlerindendir. Onlar(Yusuf’a yaptıkları)işlerde ittifak edip hile ve düzen kurarlarken sen onların yanında değildin.”[1]

İşte Hz. Peygamber(s.a.v.)in bu ve benzeri ayet-i kerimelerdeki kıssaları bilmediği halde Kur’an vasıtasıyla doğru bir şekilde anlatması onun, Allah’ın vahyine mazhar olduğunun en büyük delilidir.[2]

2-Hz. Peygamber’i ve müminleri teselli etmek

Hakka davet sıkıntı dolu bir yoldur. Bütün peygamberler bu yolda çeşitli zorluklarla karşılaşmışlar ve eziyet görmüşlerdir. İşte Yüce Allah önceki peygamberlerin kıssalarını inzal ederek peygamberini teselli edip azmini ve iradesini güçlendirmiştir. Doğal olarak Resulullah(s.a.v.)’ı teselli eden bu kıssalar aynı zamanda, imanları nedeniyle memleketlerinden çıkarılan, her türlü sıkıntı ve zorbalığa uğrayan müminleri de teselli etmiştir. Ve kıyamete kadar da bütün müminler için güç ve teselli kaynağı olmaya devam etmektedir.[3]

3-Muhatapları düşündürmek ve ibret almalarını sağlamak

Bu husus Yusuf sûresi 111; Hicr sûresi 75; Hacc sûresi 46.cı ayet-i kerimelerde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Görebildiğimiz kadarıyla Kur’an kıssaları, iyilik ve kötülüğün çatışmasını konu edinmektedirler. Bu çatışmada kıssalar, hem iyilerin hem de kötülerin duygu ve düşüncelerini yansıtarak, iyiliğin hak, kötülüğün batıl olduğunu gösterirler. Her fert Kur’an kıssalarında kendi konumuna ve karakterine uygun bir örnek seçebilme imkânına sahiptir. Dolayısıyla mümin insan bu kıssaları okuduğu zaman orada anlatılan iyileri takdir edip onlara benzemek, kötülerden ve işlerinden nefret edip onlar gibi olmaktan sakınmak ister. Zira kıssalarda toplumlar çeşitli özellikleri ile sadece tarihin uzak bir köşesinde yaşamış birer kavim değil, örnekleri her zaman bulunabilecek birer tip olarak arz edilmişlerdir.[4]

4- Peygamberlerin aynı hak davayı tebliğ ettiklerini belirtmek

İnsanlık tarihi boyunca gönderilen peygamberlerin aynı hak davayı savunduğunu; kısacası İslam’ın evrenselliğini ortaya koymak için kıssalar nazil olmuştur.

Enbiya sûresi 92. ayeti bu hususa açıkça işaret etmektedir:

إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ  Şüphesiz bu, tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.”[5]

Kur’an-ı Kerim ilahi mesajı muhataplarına ulaştırmak için tarihi olayları araç olarak kullanmıştır. Bu yüzden tarihi malumatı şahıs, zaman ve mekân unsurlarından mümkün olduğunca soyutlayarak etkileyici ve çarpıcı bir şekilde sunmayı hedeflemiştir. Diğer bir özellik ise Kur’an’da Yusuf (a.s.) kıssası hariç, kıssalar bütün olarak verilmemiş, aksine parçalar halinde zikredilmiştir. Kur’an, kıssayı hangi maksatla zikretmek istiyorsa hadisenin sadece o miktarını vermektedir. Bu yüzden bazen bir kıssanın bir bölümü ile diğer bölümü arasında büyük zaman atlamaları olmuştur. Meryem sûresi 7 ve 12. ayetlerde olduğu gibi; Yahya(a.s.)’nın doğumu müjdelenir hemen akabinde peygamber olduğu bildirilir. Yani Yahya(a.s.) doğmuş, büyümüş, peygamber olmuştur; bütün bu safhalar atlanmıştır. Zira Kur’an’ın amacı safhaların ayrıntılarını anlatmak değildir.

Kıssalar çok defa Kur’an-ı Kerim’de tekrar edilmiştir. Mesela Âdem, Nuh ve Musa (a.s.) ile ilgili bazı kıssalar birkaç defa tekrarlanmıştır. Aslında tekrar gibi görünen hususlar, surenin genel havası ve bağlam münasebetiyle her seferinde değişik ayrıntılar eklenerek farklı üslupla ele alınmıştır. Bir kıssa birkaç yerde değişik açılardan ele alınarak tekrar edilmiştir. Ancak her zikredilişin farklı bir münasebeti vardır.[6]

5) Semavî dinlerin özde bir olduğunu beyân etmek

Bu konu ile alakalı pek çok ayet nazil olmuştur. Bunlardan birkaçını örnek vererek konuya açıklık getirmek istiyoruz:

لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ “Andolsun, Nuh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi.[7]

وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُوداً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلاَ تَتَّقُون “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.[8] Görüldüğü gibi ayetler bu hususa açıkça değinmektedir.

Sonuç olarak, insana yaşanmış olayların gösterdiği kadar hiçbir şey gerçeği gösteremez. Buna dayanarak, geçmiş milletlerin tevhid-şirk, ilim-cehalet, kuvvet-zaaf, şeref-zillet, karanlık-aydınlık durumlarını ve bunların sebeplerini Kur’an-ı Kerim kıssaları ışığında, rehberliğinde iyice incelersek, bizlerde mevcut olan iyi veya kötü davranışlarımıza elbette tesir edecektir.



[1] Yusuf 12/102

[2] Doç. Dr. Muhsin Demirci, Tefsir Usulü, s. 211

[3] Doç. Dr. Muhsin Demirci, a.g.e, s. 211

[4]  Doç. Dr. Muhsin Demirci, a.g.e, s. 212

[5]  el-Enbiya, 21/92

[6] Doç. Dr. Muhsin Demirci, a.g.e, s. 212

[7]  el- Araf, 7/59

[8]  el- Araf, 7/65

Yorumlar